Şu dünya denen çetrefilli mekâna doğum ile bir kök salar insan... Büyür,gelişir, yaşar ve zamanla ölümün kucağına düşer o da her canlı gibi. Doğanın kanunudur bu; yaşamak ve nihayetinde ölmek... Dünya hayatına bir vedadır ölüm. Ve bilinen, bu şüphesiz gerçek her an yanı başımızdadır.
Kimi insanlar için bu dünya hayatı kısa, kimi insanlar içinse oldukça uzundur... Bu süreci manen belirleyen ise insanın ta kendisidir, ruhunu doyurabilen bir kalp, bir beden için dünya hayatı bir işkenceden ziyade keyifli bir mekân halini alır.
Hayatın tadına varmak ve o tadı yaşamak öncelikli olarak sevgi ile başlar... Günlük yaşamda sevgi duyduğumuz pek çok şey vardır. Mesela, bir insanı severiz bu bir dostumuz olabilir, bir çiçeği severiz; komşumuzun balkonunda her sabah o sevimli renkleriyle bize tebessüm eden bir çiçektir bu, bir kuşu severiz nazlı nazlı konar ağacın dallarına ve ötüşür muhabbetle, bir böceği severiz aheste aheste sürünmektedir yaprağın bir ucundan diğer ucuna yolu uzun ve çetindir, onu seyre dalmak dahi tebessüm katar yüzümüze... Sevgiyle beraber muhabbet duyarız muhatabımıza.
Ki zaten sevgi, insanı tebessüme teşvik eden yegâne duygu değil midir? Sevgi inanmaktır. Hayata tutunmanın adıdır sevgi. Yüce Yaratıcının insanlara sunduğu eşsiz bir hediyedir. Sevgi kalbin en temel ihtiyacıdır. En kalpsiz sanılan insan dahi duygu barındırmaz mı yüreğinde ve bir parçada olsa hayata tutunmasını sağlamaz mı içindeki sevgi? Kalpte yitirilen her sevgi bir insanı kaybetme ile eşdeğerdir. Ve insana verilebilecek en büyük cezadır; sevgiden yoksun bir ortamda yaşamını sürdürmek. Çünkü; insan sevgiye muhtaçtır, daha da ötesinde sevmeye de muhtaçtır. Sevilmeye ve sevmeye olan ihtiyaç gayet tabii insani bir duygudur.
Hayvanlar,dağlar,taşlar,bitkiler,denizler,karalar...Her şey içerisinde sevgi barındırır. İnsan hayatı sevmeğe doğayı sevmeyle başlar... Güneş her sabah penceremize sıcacık umuduyla merhaba der ve bizi her gün yeniden sevgiyle diriltir hayata. Yağmur, ılık ılık yağar ve her damlasında rahmet eker yüreklere, ardından güneş ışıltısıyla göz kırpar, gökkuşağı en içten tebessümü sunar can alıcı renkleriyle. Doğayı sevmek hayatı sevdirir insana...
İçinde kirlenme korkusu barındırmadan çimlere uzanıp gökkubbeyi seyre dalmak gibi...Ve o doyumsuz hazzı iliklerine kadar hissetmek, doğayı sevmek ve yaşamdan tat almak.Geceleri, gökyüzünde danseden yıldızları seyretmek ve onların bu dansına segiyle eşlik etmek gibi...
Esasen sevgi; yaşamın tek sebebidir ve aslında var olan her şey sevgi üzerine kurulmuştur hayatta. Kışın ayazında bir yudum sevgiyle buluruz içimizi ısıtan sıcacık güneşimizi ve renklerin en güzeline sahip çiçeklere sevgiyle dokunuruz. Yaşamdan tat almak istiyorsak hemen yanı başımızda duran sevgiyi keşfetmeliyiz. Hayat aslında sandığımızdan çok daha kısadır.
-“Anne… İsrailli askerler küçük çocukları mermilerle mi vuruyorlar?” Affet bizi Hamza yürekli çocuk..! Biz ki; senin o küçücük, kırmızıya boyanmış kan sızan parmaklarında ki taş kadar olamadık… Sen ki küçük bedenine inat heybetinle dimdik ayakta durdun, oturup ağlamadın öldürülen kardeşinin ardından.
- “Ağlamayın Allah bizimle” dedin.
Alnından öptün Onu ve şehidini Rabbine teslim ettin. Oysa için kan ağlıyordu, yüreğin yanıyordu, öfken artıyor ve sımsıkı tutuyordun elindeki kanlı taşı…
- “İsabet Yarabbi” diyordun. Ve biz… Biz mi? Biz, acını hiç bilemedik, kanayan yüreğini tanıyamadık, öfkeni göremedik, gözlerindeki hırsa-acıya gözlerimizi kapadık, senin her çığlık atışında ve üzerinize atılan her bomba sesinde kulaklarımızı tıkadık, duymak istemedik. Korktuk…
Biliyor musun çocuk? -Biz yüreği olan yüreksizlerdeniz! Sen tanımazsın bizi, yürekli çocuk… Küçüğüz biz… çok küçük, ki senin Yüreğinin büyüklüğü karşısında ufaldıkça ufaldık, küçüğüz biz hem de çok… Affet bizi Hamza yürekli çocuk..! Düşmanını düşmanımız bilemedik, geceleri yastığa koyarken başımızı hemen uykuya daldık… Aslında bunun bir gaflet uykusu olduğunu hiç bilemedik… Bir rüyanın içinde yaşadık durduk… Tanımak istemedik seni…Senli yürekleri… Görmek istemedik acını…
Kız bize Hamza yürekli çocuk… kız ki bu uykudan uyanalım/uyandır bizi uykumuzdan…
Şimdi dilimizde birtek senin için ettiğimiz duâlarımız var…Biliyoruz çok geç kaldık…Elimizden duadan başka bir şey gelmiyor bundan böyle bilesin…
Rabbim Dualarımızı en büyük silahımız eylesin…Senin için etiğimiz her duamız bu mübarek günlerin hürmetine kabul olsun inaşallah…
"Filistin İçin Bir Cümle Kur" başlığı altında yürütülen mimleme kervanına sevgili kardeşim kelebek-z tarafından bende mimlenmiş bulundum...Elimden geldiğince yüreğimi kanatanları yazmaya çalıştım...Zulüm bitsin artık!..