"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için."
Kalbim!.. Kalbim acıyor anne... Yine yıkık, yine viran oldu. Yine kandı ve yine aldandı. Pes etmedim anne... Kalbim ki en acınası yerinden vuruldu. Etmemeliyim değil mi anne? Bitmemeli herşey... Bitmemeli...
Buradayım anne, kalbim de burada... Ama kırık, ama yorgun ve bir okadar da vurgun... Sahi anne kalp yarası iyleşir mi dinermi sızısı? Kapanırmı yarası,en derin dehlizlere gebe iken?
Yorgunum anne çok yorgun. Kalbim ki hayattan bihaber... Sevdadan yoksun... Acıya, kedere yaren.
Olmuyor anne olmuyor... Kaldıramıyor bu yükü aciz yüreğim
Taşıyamıyor artık, Kambur bir kalple...
Acizim anne aciz... Son demlerimi yaşarken, Sana değil sitemim, Sevdayı bilmeyenlere!
Basma bu eşikte benim kalbim var, Kalbim ki bir uzak hayale ağlar Kıskanç bir büyüdür bana uzletim Zâlim arzularla tutuşan etim, Her akşam bir çarmıh olur ruhuma Ben de bilmem nasıl diner bu humma; Saatler işkence, günler cellâdım, Ne ben yanlızlığa bir lâhza kandım. Ne de yalnızlığım benden usandı. Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı, Yabanî otlarla örtüldü duvar; Mermer havuzlarda köpüren sular Kâh bir ayna oldu kamaşan güne, Kâh bağrım açıldı bütün hüznüne Ufukları sarsan geniş rüzgârın
Benden sor sırrını bu boş yolların Benden sor ve benden dinle akşamı..
Aşk... Sarp kayaların dehlizinde saklı, tılsımlı define gibidir. Ele geçirilmesi bir hayli zordur. Sabır ve meşakkat ister. Ele geçen definenin muhafazası ise O defineyi bulmaktan daha zordur Sadakat ve istikamet ister... Maşuk... Kaf dağının ardındaki Zümrüd-ü Anka kuşu gibidir. Pek nazlıdır, hiç ihmale gelmez. Teslimiyet ve muhabbet ister... Âşık... Âşığın durumu ise çok farklıdır. Ne cehennem ister ne cennet. Ne saltanat ister ne servet. Sevildiğini bilmek yeter ona. Buna da diyet ister En mühimi de, koca bir yürek ister....
Sokaktayım ve yürüyorum. Yürüdükçe arka adımda bırakıyorum unutmaya yeltendiklerimi. Yürüyorum ve bir bir terkediyorum yitirmeye niyetlendiklerimi. Kaçmıyorum,korkmuyorum,kırmaktan da çekinmiyorum.Önüme bakıyorum ve yürüyorum. Yere dönük kafamı kaldırıyorum semaya.Bir nida işitmek istiyor benliğim "İyisin kulum,iyi olacaksın,dağın büyük.yeterki korkma" "Diren ey gönlüm karanlıklara"
Sokaktayım ve yürüyorum. Yürüdükçe sonbahara vurgun gönlümdekileri arkamda bırakıyorum. Kafamı kaldırıyorum ve dilimi şükürle buluşturuyorum.Ne mutlu ki diyorum gülümseyebilmeyi biliyorum.
Yaramı da seviyorum.Yarayı açan değil açtırana hamd olsun diyorum.
Sıkıntılarım beni güçlü kılıyor.
O halde yorulmak yok ! yola devam diyorum. Ellerimi semaya kaldırıyorum.diz çöküyorum.Gözyaşlarımı avucuma saklıyorum.Kalbimin kanayan yanını diğer yanıma emanet ediyorum ve şükrediyorum..Hala dik duracak kadar güvenim olduğu için... Ağzımdan son bir cümle dökülüyor.
Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan... Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..
Gel ey!..
Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında.
Gel ey!..
Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya...
Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız... Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte...
Gel ey!..
Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut.
Sen ey!..
Gelsen hayallerimize bir kez... Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an... Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır... Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit... Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık... Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek.
Gel efendim...
Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse...
Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım.
Hayat, iki dipsiz karanlık ortasında bir kibrit alevidir.
(İsmail Habip Sevük)
Yaşanan yaşandı ve bitti demek nede zordur insana...
Yaşanılan her ana bir anlam katar yaşadıkları… Ve yaşadığı her an hafızasına bir film ekibi tarafından kayda alınır... en ince ayrıntısı gözardı edilmeksizin kayıt halindedir insan.
Büyüyor insan... zaman hızla geçiyor... ve yaşlanıyor dünya, tıpkı insan gibi... eskiyor her yeni… yok oluyorvarolduğu gibi... Yok oluş bir bitiş demek değilidir asla... Her biten yeni bir başlangıca gebedirya...